• Sedefkarlik_01.jpg
  • Sedefkarlik_02.jpg
  • Sedefkarlik_03.jpg
  • Sedefkarlik_04.jpg

Sedef Kakmacılığının Tarihçesi

Sedef; deniz ya da göllerden çıkarılan midye, istiridye gibi canlıların kabuklarında bulunan parlak ve sert bir madde, sedefkârlık ya da diğer ismiyle sedef kakmacılık ise sedefin ahşapla birlikte işlenerek çeşitli süs eşyaları üretilmesidir.
İlk örneklerine M.Ö. 4000 yılına tarihlenen Sümerlilerin mezar taşlarında rastlanan Sedefkârlık, eski dönemlerde özellikle Doğu ülkelerinde yaygın şekilde icra edilmekle birlikte, Osmanlı Devleti döneminde zirveye ulaşmış ve Türk-İslam sanatının klasik örneklerinin verildiği süsleme tekniğine dönüşmüştür. 15. yüzyıldan itibaren inşa edilen camiler, saraylar ve konakların kapı, pencere süslemelerinde ve bu mekânlarda kullanılan aksesuarların yapımında oldukça ilgi gören el sanatları arasındadır.

Sedefçilik Uzakdoğu'da yaygın olarak uygulanan el sanatı olsa da Selçuklu ve Osmanlı Devletler döneminde Anadolu'da zirveye ulaşmıştır. Uzmanlar, sedef sanatının 5 ekolü olduğunu ifade ederler:

1- Viyana İşi: Avusturya'da uygulanan teknikte siyah mobilyaların üstüne pirinç, bakır ve kurşun gibi malzemelerle kesilmiş kompozisyon montajlanır. Etrafı pirinç tellerle çevrilen metal levhalarla tellerin arasına sedefler gelişi güzel kırılır.
2- Uzakdoğu İşi: Hindistan, Çin, Japonya, Vietnam gibi Uzakdoğu ülkelerinde genellikle siyah zemin üzerine renkli sedefler ve canlı figürler kullanılarak üretilen sedeflerin ortak ismidir.
3- Eser-i İstanbul: Kakma yöntemi ile yapılan sedef, bağ, fildişi ve değerli taşların uygulandığı yıldızların çokgenlerin ve diğer geometrik desenlern işlendiği sanat türüdür.
4- Kudüs İşi: Kudüs'teki Mescid-i Aksa Camii'nin maketini veya üretilen eserlern üzerinde bu caminin tasvirni, kitap kapaklarına, çerçevelere ve benzeri ürünlere kabartma biçiminde işlenir.
5- Şam İşi: Önceden çizilen motif ceviz ağacından yapılan iskelet üzerine aktarılır. Etrafına teller tutkallanarak, ana motifleri çizecek şekilde açılan yüzeye çakılır.

Dalgıç Ahmet Ağa ve Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın katkılarıyla o dönemde İstanbul’da yüzün üzerinde sedef atölyesi açılmış ve beş binin üzerınde çalışanıyla önemli bir sektör haline gelmiştir. Ne yazik ki Osmanlı imparatorluğunun gerileme devresi, sedef işlemeciliği içinde aynı kaderi getirmiştir. Ünlü sedefkârlardan biri de Yıldız Sarayı'nda kurduğu atölyede sedef ürünler yapan Sultan İkinci Abdülhamid'dir. Usta bir marangoz ve sedefkâr olan Padişahın sedef kakma sanatını kullanarak imal ettiği masa-dolap takımı filmlere konu olarak ün yapmıştır. Daha sonra adeta duraklama devrine giren sedefkârlığın yeniden canlandığı yer Gaziantep olmuştur.

Gaziantep'te sedefkârlık önceleri sadece silah kabzası üzerinde icra edilse de 1960 yıllarından itibaren farklı mobilya ve aksesuarlar üzerinde uygulanmaya başlanmış ve Gaziantep'te gelişimi hızlanmıştır. Gaziantep'te tüm dünyada uygulanan sedef kakmacılığa yeni bir boyut kazandıran telkarilik de eklenmiş ve böylece sedefin tel ile birlikte işlenmesiyle sayısız şaheser ortaya çıkmıştır. Gaziantep'te icra edilen sedefkârlığın Şam ekolü ile benzerlikler taşıdığı, ancak ustaların bu ekolü geliştirerek yepyeni eserler meydana getirdikleri görülmektedir.

İpekyolu Kalkınma Ajansı 2010 yılı İktisadi Gelişme Mali Destek Programı kapsamında hazırlanan bu yayının içeriği İpekyolu Kalkınma Ajansı ve/veya Kalkınma Bakanlığı’nın görüşlerini yansıtmamakta olup, içerik ile ilgili tek sorumluluk Gaziantep Ticaret Odası’na aittir.